26 Ara 2010

Dili Yok Kalbimin...

Bana sor kâri;sana ben söyleyeyim,
Ne hüviyyette şu karşımda duran eş'ârım;
Bir yığın söz ki,samîmiyyeti ancak hüneri;
Ne tasannu bilirim,çünkü,ne san'atkârım.
Şiir için "göz yaşı" derler;onu bilmem,yalnız,
Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!
Ağlarım,ağlatamam;hissederim,söyleyemem;
Dili yok kalbimin,ondan ne kadar bizârım!
Oku,şayed sana bir hisli yürek lâzımsa;
Oku,zirâ onu yazdım iki söz yazdımsa.

Mehmed Akif Ersoy

18 Eyl 2010

Kalbime döneceğim, ama hangi yolla? / İsmet Özel

Herkesin bahanesi var, senin yok
günahlı bir gölgenin serinliğinde
biraz bekleyebilirsin, daha sonra
burada kalamazsın, başa dönemezsin
ama dön
Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!
Şarkıya dön! Kalbine dön! Eve dön!
Kalbine dön! Eve dön! Şarkıya dön!

"Of Not Being A jew'den..."

17 Eyl 2010

Ziya Paşa

Görmeden âsâr-ı Nisânın bahâr elden gider
Güller âhir râm olur ammâ hezâr elden gider


[Daha Nisan ayının eserlerini görmeye fırsat olmadan, bakmışsın ki bahar bitmiş. Güle yalvarır bülbül, gül naz eder. Gün gelip merhamete gelir gül ama, o zamana kadar bülbülün ömrü tükenmiştir; bülbül elden gider.]

5 Tem 2010

Yûsüf Nâbî

Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gâmın da rûzgârın görmüşüz

[Zaman bağının baharını da gördük güzünü de; üzerimizden neş’e rüzgârları da geçmiştir gam fırtınaları da.]
Çok da mağrûr olma kim meyhâne-i ikbâlde
Biz hezârân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz

[Mevki sahibi olunca zafer sarhoşu oluverme; zîrâ böylesine mest (sarhoş) olup sabah olunca da baş ağrısı çeken binlercesini görmüşlüğümüz var.]
Top-ı âh-ı inkisâra pây-dâr olmaz yine
Kişver-i câhın nice sengîn hisârın görmüşüz

[Gönlü kırık olanın atıverdiği âh topunun nice büyük sultanların muhkem kalelerini yıktığını biliriz.]
Bir hurûşiyle eder bin hâne-i ikbâli pest
Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz

[Derd ehli olanların kırıklıkla döktükleri gözyaşlarının yaptığı seller önünde nice gösterişli kâşânelerin, mâlikânelerin yerle bir olduğunu biliriz.]
Bir hadeng-i cân-güdâz-ı âhdır sermâyesi
Biz bu meydânın nice çâbük-süvârın görmüşüz

[O garipler ki, bütün sermâyeleri can yakıcı bir âh silâhından ibarettir ama, onu şöyle bir attıkları zaman, nice hızlı süvarilerin vurulup yere serildiklerini gördük.]
Bir gün eyler dest-beste pây-gâhı cây-gâh
Bî-aded mağrûrun sadr-ı i’tibârın görmüşüz

[Sadarette itibar üzere oturan nicelerini gördük ki; gün geldi de onlar el pençe vaziyette pabuçluğu mekân tuttular (hizmetçi oldular)]
Kâse-i deryûzeye tebdîl olur câm-ı murâd
Biz bu bezmin Nâbîyâ çok bâde-hârın görmüşüz

[O elindeki –gururla kaldırıp kaldırıp- içtiğin kadeh var ya, gün gelir de dilenci çanağına döner; benzerlerini çok gördük.]

Rindlerin Ölümü / Yahya Kemal Beyatlı

Hafız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış;
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle,
Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şiraz’ı hayal ettiren âhengiyle.

Ölüm âsude bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter.

3 May 2010

Davut

Doğum dokuz ay, ya ölüm!
Faşeyleyemem…
Son perde siyah beyaz olmalı
Kıymeti yok işte, kıymeti yok
Lanetler yağarken ardımdan
Kaç kırmızıda geçtiğimin,
Dilimde acı bir ıslıkla.

Ekyerlerim düştü bir bir
Saçma yemiş serçe hüznü
Avuçlarım, duasız çırpınışlarda melül
Hadi ordan Deus ex Machina
Topla paradigmanı
Komik olma artık
Yenidir günbatımı lenslerim
Evet bu O, bu Olriç!

Mektup Medusa’dan
Sarnıca davetliyim bu gece
Ki şehrevası kör karanlık
Elimle yokladım, boynu bükük
Hediyesi kâkülünden…
Dünya gözüyle bir baksan bana!
Olriç nerdesin? Tutuştur çırayı,
Cezamı burda çekmeliyim.

26 Mar 2010

Herc u Merc

Bastığınız demir tarlaları yeşerir,
Bilirim, nazarınıza değen yürekler delinir
Bendeki bilmez yolunu, eğilir bükülür.

Bir kilit ve bir muska boynumda
Boynumda nice gecelerin paslı parmakları
Gıcırtısız, ıssız solumalarım.

Katil bilinirim muskam hiçe sayılarak,
Boynumdaki izler uyuşurmuş meğer
Ölü çilingirlerin parmak uçlarıyla
Hem de hepten, düpedüz hiçe sayılarak
Muskalı katil, muskalı…

Sehpalara umut mıhları çakarken
Kilit, muska; herc u merc boynumda
Ve nazarın değmediği yürekle sersefilim,
Gül fışkıran tarlaların fersah fersah altında.

9 Mar 2010

Maraş İşi

Bir sabah depremin ardından
Sözler söylendi kadınlara dair
Karton mermiler taşındı cepheye
Bağlamada neşe ve hüzün gitardan
Avuçlara mor, kırmızı kan yürüdü
Protokol hizasından.
Şövalede yüzler bekliyor kurdelenin arkasında
Siyah ceketli belli belirsiz kadınlar
Ama belli, belli ki abiye maraş işi.
Mozart yoksa fonda
Neden kanepelere diş geçmiyor
Ve işte kareler dar geliyor gülümsemelere
Çelenklerden mi düşmüş
Sütçünün kanatlarındaki çiçekler
Seğmenler
Neredeler…

Eşikte yol kırıldı sonra
Kıvrıldı çay tarlalarına
Ve dilsiz kaya mezarlarına
Kat kat ölüler,
Çelik kapılı mahzen,
Çivinin çektiği çile
Not düşüldü davetiyelere
Fotoğraf çekmek yasak.

22 Şub 2010

Nar

Kravatım kırmızı doktor
Ruhuma kurt düştü
Okuduğum gazeller ölülerin
Alınlıklarında doğum lekesi mağrur
Birkaç beli düşük liseli
Ceplerinde çıngıraklı posta kutusu
Geceler darbeli matkap
Posta kutusundan kaçan akrep
Rüyamdaki siyah mantolu kadın
Sendin demek…

Nisanın birinde
Ne hoş olurdu bilsen
Ölsem şakacıktan
Yirmi üçünde elimde bayrak
Bembeyaz
Dudaklarımda nar suyu
Hoşça kal.

10 Şub 2010

Çeçen Kızı

Uykuyu karaladım
Karaladım gecenin türbe dallarına
Kırkında bile “adam”
Kırkı çıkmış gibi değilim
Dört-beş yaşımın bakır maşrabası
Tutardı elimden ocak başında
Kavak yaprakları ve köpekler
Sonsuz düş(üş)ümde gramofon

Bir eskici bulmalıyım, bakırcı
Susuzluğuma ikna etmeliyim önce
Yapışmış gözlerim maşrabanın kulplarına
Sömürmeli kılcallarım kalayın ışıltısını
Tas bakır kalem kurşun
Konuş benimle sedir
Kimi adsız bir çiçek, ille mavi
Kimi yeniçeri
Bakır maşraba ve sen
Tanımsız ülkem

Parmaklarıma saplanan kurşun
İlgisiz tahtadaki tek bacaklı çocukla
Sıkıldım ama! Boyun giyotin
Şöyle daha çağdaş daha sessiz
Evet sessiz
Sus ve it.

Yarın yolculuk var mezara
Faytonla mı gitmelisin
Bir cadillac bulsan mavi
Denizi anımsatsa ve göğü
Kim görür siyahı senin gözünle
Bir cümle kurmalıyım artık
Vakti geldi
Tırnak içinde ninni olmalı
Vakit seher,
Çeçen kızı değil hüseyni
Uzanıp kalmışım, notalar ser-mest
La, si, do, re, mi, mi, mi,
Hele ki
Mi, re, mi, la, mi,
Yakışmaz bu saatten sonra
Ezan vakti.

Kaligrafik bir çizik
Güzel durdu alnında
Kırkladı bedenini
Saçların da kısa ve renkli
Aslen fenerliyim
Biri girsin odaya lütfen
Alsın şu kurşunu elimden.